Aasha. Hintçe ‘umut’ demek. Hepimizin sarıldığı ve zihninde beliren öylesine bir ‘umut’ gibi mi? Anlatayım.
Aasha geldiğinde, tam 21’i bitirmek üzereydim. Öldüğünde ise 28’i bitirmek üzereydim. 7 yılı devirdik birlikte. Aashayı toprağa gömeli, 7 ay oldu. Bu süre içerisinde ona duyduğum özlem arttı, kokusu ve varlığı burnumda tüttükçe tüttü. Benim için Aasha, tek yumruk tutamadığım ‘ailem’ demekti. Aasha, kadim dostum, uyandığım an ilk gördüğüm, uyurken son gördüğümdü. Ayrı kaldığımız süre bu 7 yıl içerisinde toplasan 1 buçuk ay.
şimdi ben neden bu sürelere bu kadar takıldım. Çünkü yastayım. Çünkü zihnim daha önce ablamı, babam yerine koyduğum dayımı, ilk sevgilimi toprağa koymama rağmen, aasha’nın ölümüyle mücadele edemez hâlde. Biri öldüğünde de hiç kimse nasıl konuşması gerektiğini bilmedi, ama ölen bir kedi olunca da yas tutulması çok ‘romantik’ ‘dramatik’ bulundu.
oysa öyle mi? Ailem, dostum, evladım dediğim herhangi bir ‘şey’ artık yok. Kulaklığı kaybolduğunda senelerce aklına gelip üzülen insan, ailem yok olduğunda tuttuğum yasa anlam veremedi ve ben, yine kendimi sorgularken buluverdim kendimi. İyi insan mıyım? İyi mi seviyorum? Yok, tüm bunları ardımızda bırakalım. Ben alacaklı olmaktan vazgeçeli çok oldu. Siktir çekip insanları şak diye hayatımdan çıkartma huyumu bırakalı da çok oldu. Herhangi bir beklentiye girmek. Hayatla ilgili.. Çok oldu bırakalı, insan çok genç yaşta hayatın en acımasız duvarlarına çarpa çarpa kendini çiçeklere, kedilere, kitaplara, kahvelere veriyor ve tüm evrene, doğaya hayranlık duyduğu çok az şeyle yetinmeyi öğreniyor. Rahatça yasımı tutuyorum kimseye değmeden. Aashaya duyduğum tüm sevgi, ne kadar büyükse, o kadar yasım uzun sürecek, layıkıyla yaşayacağım. Nefes almakta zorlandığım gecelerden, yalnızca gözlerimin dolduğu anlara şükür ki geçebildim. Bir de anlayan bir iki kişi bana aasha’yı sorduğunda veya hatırlattığında konuşabilmek, bana nefes aldırıyor yalnızca. İnsan hem yara, hem nefes olabiliyor insana.
Bu satırları olayları romantize eden dramatik biri olarak değil, bilinçli, duygusal zekâsı yüksek ve farkındalığını sürekli geliştirmeye çalışmayı misyon edinmiş, duygusal regülasyona sahip, yas tutan, yasına alan açan bir insan olarak yazıyorum. Aasha’yı, ailem dediğim varlığı kaybedeli 7 ay olmuş, ‘muş’ diyorum çünkü saymamıştım, benim için taş çatlasa 2 ay oldu çünkü. 7 aydır nasıl içimin yandığını ve nasıl dağıldığımı gerçekten bir ben bilirim. Bizler için ‘hayvan’ vasfından çıkıyor ve ‘evlat’ ‘dost’ ‘aile’ oluyor bu çocuklar. Sevgimizi koşulsuz transfer edebildiğimiz canlılara olan hassasiyetimiz de o kadar koşulsuz, yasımız da o kadar koşulsuz oluyor. İçine girdiğim sürecin bir ruminasyona dönmemesi için yeniden rutinlerime dönmeye ve daha iyi hissetmeye başladığım bir sürece girdim. Bu süreç çok biricik ve özel bir süreç. Yas tutmayı çok kişisel, çok doğal ve daha önce sevdiği üç kişiyi kaybetmiş biri olarak çok ‘gerekli’ görüyorum.
Gerekli gördüğüm bir diğer konu: yas tutan birine karşı tutumumuz. Evet, bir yakınımızı kaybettiğimizde de ne yazık ki çok bilmiyoruz nasıl yaklaşmamız gerektiğini, nasıl yanında olmamız gerektiğini, ancak bu konuyla ilgili sağlam araştırmalar yaparsak müthiş kaynaklara ulaşabiliriz, ‘destek olmak’la ilgili kendimizi donatabiliriz.
ben saksıda çiçeği solunca yetim hisseden bir kadınım. Kedim ölünce, kimsesiz hissetmeye başladım.
aasha’yla yolculuğumuz boyunca binlerce anı biriktirdik. Kafa kafaya verdik, bir çok hastalığı, mutluluğu, kaybı, sevinci, neşeyi, birlikte yaşadık. Aasha gittiğinden beri ‘benlik algımın’ bozulduğunu, kendime ve eskiye duyduğum özlemden anlayabiliyorum. Bu sürece saygı duymayı beceremeyen hiç kimseyi de hayatımda tutmuyorum. Benimle birlikte gözleri dolan insanlara da minnet duyuyorum. Kıymetin anlamı, tam olarak zenginleştiriyor kapladığı alanı. Yeniden ve yeniden.
Bu 7 ay içerisinde bir çok şey düşündüm. Ablamın, dayımın, ilk erkek arkadaşımın yaslarını mı tutamadım acaba ondan mı böyle oldu? Zor bir süreçten geçiyorum, taşındım, maddi ve manevi çok kayıp verdim, ondan mı? Duygusal olarak son senelerde çok yıprandım, ondan mı?
hayır.. hiçbiri.. vardığım tek sonuç: koşulsuz sevgi. Ben Aasha’yı çok sevdim. Onu gömdüğüm ilk haftalar toprağın altından çıkartma isteğim ölü bedenini bile nereye layık olduğunu bulamamaktan, yirmi senede ancak yok olacak bedeni, yakmak? Asla yapamam, başka bir yöntem yok, gibi düşüncelerim: koruma iç güdümden kaynaklıydı. Saatlerce videolarını ve fotoğraflarını izleme eğilimim, zihnim su içtiği ve mama yediği belli saatleri kaydetmiş olduğu için öldüğünü sürekli unutup yine belirli saatlerde su sebiline ve mama kabına bakıp, yedi mi, içti mi, kontrol etme ihtiyacımdandı. Beş kilo çipil çipil suratıma yedi sene bakan karakteri bal oğlum. Sen bendin, ben de sen. Sen gittikten sonra benim bir parçam da gidiverdi. Hep seninle söyler ve dinlerdik:
“sen de çekip gitme,
dayan be umudum,
dön, gel..
dön, gel..
meydan okur hayat
pabuç bırakmaz ölüme,
dön gel..
dön gel.”
bugün toprağını suladım.. bir arkadaşıma öldüğün gün, veteriner “Pelin hanım siz bu gece evinize gidin, biz buzdolabına koyalım, yarın teslim alıp gömersiniz” dediğinde “üriner yollarından hasta benim oğlum” diye düşünüp “dolap kaç derece doktor bey” diye sorduğumu anlattım.. komik biriyim, acı içindeyken de. zaten deliyim, 4 kedim vardı, şimdi 3. Azaldıkça kediler topluma uygun bir normal olurum belki. Pek sanmıyorum, tabiatıma ters. Zaten bence ben DNA’mda kaplan, kedi, türevi ne varsa barındırıyorum. Bu kadar prensip, uysallık, diş gösterme, kendini istemeden herkese sevdirme olayı bünyemde başka türlü nasıl bulunabilir? :)
Seni kollarıma sarıp koklamayı çok özledim. Özlem duygusunu yaşamam ben hiç bilirsin. Ama seni deli gibi özledim.. aklı başında biri gibi de özledim.. tüm formlarda özledim.. gözlerimi kapatıp sarılıyorum hâlâ sana, başını sol göğsüme yaslıyorum. Anne balı bu.. anne çiçeği bu diyorum. Aasha, rüyalarda buluşalım, hâyâllerde, sohbetlerde buluşalım benim güzel ailem.. nefes alma sebebim..
yas sürecinde olan her okuyucuma:
bağzı çok önemli (siktiriboktan) fikirler ve öneriler sunulacak, yorumlar yapılacak, bi kere bıdı bıdı yapma bizim cahil insan topluluğumuzda çok yaygın, bunların hepsi çöp.. diyorum ya, anneni babanı kaybetsen zaten iki cümle bir araya getiremeyen türlü insan müsveddeleriyle (müsvette miydi? Yok ya müsveddedir.) dolu etraf. Gerçekten gözünün içine bakıp yaşadığın acıyı saklamadan dökebileceğin kişilerle göz göze bak yalnızca. Çünkü söylenen her cümle tuttuğun yası anormal kılma eğilimini arttıracak. Bu işine yaramaz. Gerçek olan tek bir şey vardır: insan doğasındaki tüm duyguları yaşamak ve bastırmamak, kabul edip dönüştürmek için kendine zaman tanımak. Güç tam anlamıyla budur. Kabul etmek, potansiyelini bilmek. “Mış” gibi yapmamak.. edepsiz bir oyuncu gibi, sahnede maskelerle yaşamamak hayatı.. performans göstermen gereken ‘özel hayat’ değil.. bunu bi sindir güzel kardeşim. Ağlayacaksın, vurup dökeceksin, bağıracaksın, nefessiz kalacaksın, güleceksin, taşkın bir nehir gibi kahkahalar atacaksın, rutinlere döneceksin, sadece zaman.. ve doğru insanlarla temas..
ne var ki, bir kedi..
doğru bakmayı öğrenen, bir göz haresindeki renkte tüm ‘evren’i görür.
o gözler kapandığında ve artık yeniden evreni görebileceğin bir hare bulana kadar, dosdoğru, prangasız yaşa yasını.. nereye koyacağını bilemediğin acını, tut avcunun içinde. dünya kendini uyutanlarla, meşgul edenlerle, sorumsuzlarla dolu. sen sahip çıktığın her duygunla yaşama, tüm evrene faydalı olmaya bak. işte her şeyi örten gece.. mecnûn inledi: “geceyi aşığa sığınak yapan bir tanrı? şükürler olsun..”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder