Aradan 8 sene geçmiş..
Bana hep iyi gelen bu güzel şehirde şimdi biraz ağlamalıydım, biliyordum bunu. İçten içe kahrolmalıydım. Çünkü benim dayım, biricikti.
Hep de biricik kalacak.
Hep ayağım geriye gitti, bi türlü gelemedim. Bunu da kaldırabilir miydim bilmiyordum. "Şartlar el vermedi." bahanesiyle araya yılları süslemişim.
Benim için bu şehir bisiklet demek, uzun yollar demek, gün batımı demek, deniz kokusunu üzerinden hiç atmadan günlerini ve aylarını geçirmek demek, güneşten kapkara olup bir kez bile mızıklanmamak demek. Çiçekli, böcekli apartmanlar arasında yürümek demek, güven dolu bir hisle..
Buruk bir şehir olmaktan belki çıkar benim için bu ziyaretimde.
Bilirsiniz, birini kaybettiğinizde, bununla ne zaman yüzleşirseniz, o zaman sizin için yas zamanı olur. Ne zaman bam telinize dokunacak bir manzara, bir koku ve bir hatırayı iliklerinize kadar hissederseniz, (ansızın.) İşte o zaman o acıyı kabullenip, kaybettiğiniz kişinin gerçekten bu dünyadan göçüp gittiğine inanabilirsiniz.
Biraz masumiyet, biraz sevinç, biraz güç almaya geldim ben bu şehirden. Kaybettiklerimi, kabullenip içimde yaşatmaya geldim..
Feribot yaklaşırken iskeleye.. Beni alacak biri yoktu. Sevinçten güller açan, gözleri parıl parıl parlayan, indiğimde de sımsıkı sarılacak, koç erkeği, o dimdik, heybetli canım dayım, yalnız kurt yoktu. :) ama oradaymış gibi bu şehre sarıldım.
Ayaklarımı henüz basalı 10 saniye olsa da, iliklerime kadar hissettim bedeninin değil ruhunun hep benimle olduğunu.
Biraz daha yolum var.. Az kaldı sokaklarına karışıp türküler söylememe.. Az kaldı sevinç ve hüzün karışık göz yaşlarımı daha da rahat dökmeme.
Yeşilliklerle karşıladı beni şehir.
Fark edeceklerim neler olacak, neler..
İyi gel bana..